Tirajlara bakınca, Türkiye’de günlük ’satın alınan’ ulusal gazete sayısının 5 milyonu geçmediğini tahmin ediyorum.

(Yerel gazetelerle ilgili bir bilgi yok elimde.
Veya internetten gazete okuduğu için bu tiraja yansımayan kesimi…
Tüm bu kalemler alt alta toplansa, nüfusa oranlansa bile ortaya umut verici bir tablo çıkacağını sanmıyorum.)

Basın Reklam Platformu’nun gazetelerde yayınlanan ilanlarını görünce, bir kez daha emin oldum.
Biz Türkler gazete okumuyoruz.

gazete1

İlanlarda ‘gazete okumayanlar’ olarak tiplenenler, nüfusumuzun büyük bir çoğunluğunu tasvir ediyor çünkü:

Kırmızı ışıkta geçmeyi marifet sananlar, “bu memleket adam olmaz” diye hayıflanıp cümlenin devamını getiremeyenler,

Cumhurbaşkanının adını sorduğunuzda “ay dur şimdi hatırlıycam” diyerek boş gözlerle gülümseyenler.

Piyasa gündemini hesabındaki dolar ve euro kadar bilenler. Vapur iskeleye yanaşmadan atlamaya çalışanlar.

Bütün gün kaldırım kenarında oturup, gelen geçene laf atan “sözde delikanlılar”.

Tribündeki koltukları yerinden sökerek fanatikliğini gösterenler.

Arabanın camını açıp yola tükürenler.

Tükürdüğünü yalayanlar.

Başkasının posta kutusundaki mektupları açanlar.

Kaçak elektrik kullananlar. Turistlere çifte tarife uygulayanlar.

Yürüyen merdivenlerin dur düğmesine basarak eğlenenler.

Hayırsever geçinip otoparkta özürlü yerine park edenler.

Gecenin bir yarısı araba kornasıyla gürültü koparanlar.

Park halindeki arabaların kapısını çizerek kahramanlık yaptığını sananlar.

Arabasını kaldırıma park ederek aklıyla övünenler.

“Erkek dediğin döver!” diyerek böbürlenenler.

Alkollü araba kullanarak şoförlüğünü ispatlayanlar.

“Maganda” yakıştırmasını iltifat sananlar.

Asker uğurlarken arabanın camından yarı beline kadar sarkanlar.

Ekmeğin fiyatını bilmediği halde, son moda çantaların fiyatını yakından takip edenler.

Karşı komşusu apartmandan çıkarken tanımamazlıktan gelip kafasını çevirenler.

Yüzüne gülüp arkadan konuşanlar.

Lugatını eklediği yeni sözcükler küfürden ibaret olanlar.

Başkasının emeğiyle takdir toplamaktan gocunmayanlar.

Çok iyi yalan söylemeyi, kıvırmayı, atlatmayı meziyet sayanlar.

Trafikte ambulansın arkasına takılanlar. Altında çalışanlara kötü davranmayı zenginlik göstergesi kabul edenler, gazete okumaz.
Tabii ki bu ‘hanzo’lukların nedeni sadece gazete ‘okumamak’ değil.
‘Empati’, sadece gazete okumakla kazanılacak, geliştirilecek bir ‘özellik’ hiç değil.

Ama bir ‘bileşeni’ elbet.

‘Dost muhabbetlerinde’ tartışmalara katılamamak, etrafa boş gözlerle bakmak değil sorun sadece;
dünyada, çevrede olup bitene ilgisiz kalmak, ‘küçük dünyalarda’ yaşamak, hayatın kendisinden ibaret olduğu yanılgısına düşmek, en büyük cehalet.

Lütfen gazete okumamakla böbürlenmeyelim.

Okuyalım.

Ve okutalım…

Paylaş:
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • Digg
  • del.icio.us
  • StumbleUpon
  • Live
  • email
  • Mixx
  • Technorati
  • Reddit
  • Furl
  • Ma.gnolia
  • TwitThis
22 Eyl 2008 | 20:30.
Kategoriler: Lifestyle.

1 Yorum
Yorum yap veya Ping yolla

“Okumak ya da okumamak…” adlı yazıya cevap verin.