Kürk meselesi, ciddi konu.

Şahsen annemin yaşlı bir tanıdığından yıllar önce neden bilmem aldığım imitasyon kürkü bile, ‘kürk güzeldir, ‘stylish’tir, giyilir’ mesajı vermemek için üzerime geçirmiyorum.

(Ayşe Ferhangil’in kürk sektörü üzerine yazdığı yazıyı, buradan okuyabilirsiniz.)

‘Kürkçüler’ diyor ki, “Eeee, et yemiyor musun?”
Yiyorum.
Ama ölü bir hayvanı üzerime geçirip de kendimi ‘stylish’ sanacak kadar şaşırmış bir ‘etobur’ da değilim.

Sevgili Heval (Okçuoğlu), kürk sorunsalıyla ilgili güzel bir yazı gönderdi.
Kendi sorunsalını.
Teyzesinin kürküyle verdiği savaşı, tecrübesini, etik sorgulamasını, sevgi-nefret ilişkisini…

Buyurunuz.
“Yıllardan beri tartışmalara konu olmuş bir fenomendir kürk giymek.
Kürk dediğin şey ağırdır, buram buram mesaj kaygısını beraberinde getirir, gösteriştir, oturaklıdır, gördü mü, giydi mi biraz tırsar insan kürkten, breh breh breh’liğine kapılır.
Mesela erkeklerde bir Porsche’nin sürücü koltuğuna oturma hazzını verir kadınlara (ha bir
de Lenny Kravitz var ikisini birden yapıp, dünyada bal alınmadık çiçek bırakmayan ya, neyse…)

Tabii böyle olmayanı da vardır, mesela Kuzey Kutbu’nda igloo’sunda yaşayan adam kürkü giydiğinde kimse New York, veya Londra’da veya İstanbul’da verilen tepkiyi vermez.
Neden?
Çünkü işlevsellik ve fonksiyonuna tam hizmet eden bir amaç için giyilmektedir dünyanın kutup diye adlandırdığımız yerinde kürk.

En yaşlı teyzemin bir kürkü vardı, tavşan kürkü.
Çiçek çocukların giydiği türden bir kürktü bu, öyle vizon kürkü gibi glamour, glitz ve 80′ler kokan bir örneği değildi.
Gençliğinde edindiği bir kürk. Yani takriben 50′lilerde edinilmiş.
Şimdi ben buldum bu kürkü bir gün.
Teyzemin eşi vefat edince olaylar gelişti ve bu kürk ile karşı karşıya gelmek durumunda kaldık. Hakikatten çok hoş bir meret.

kurk1

Bir kadına, insanın 68 kuşağının parka için hissettirdiklerini hissettirebilecek kadar güçlü bir çekimi var. Bu kürk başıma kaldı, kimse almadı, zaten alacak kimse de yoktu.
Neden?
Çünkü o zamanın iki dirhem bir çekirdekliği gitmişti ailenin kadınlarının; kimse o günlerdeki kadar
“kürksel” bir ruh hali içinde de değildi ve hepsine oldukça küçük gelirdi.
Sonunda bu kürk bana kaldı badirelerden sonra.
Ben de güldüm.
Ne yapayım ki ben bu kürkü?
Koydular bir poşete, tutuşturdular elime, eve getirdim.
Arada yolda bakıp bakıp durdum poşetin ağzından gözüken kürke.
Evet hoş bir duygu.
Ama çantada durduğu için.
Şimdi ben giysem bu kürkü çıkamam ki dışarı.
Dokunması çok hoş, yumuşacık, insanın kafasını kendi yastığına gömdüğü gibi.

Hayatımda kürk giyilmesine karşı hiç bir fikir geliştirmemiş bir insandım bu ana kadar.
Etrafımda kürk giyen kimse olmadı, çevre, doğa ve hayvanlar konusunda da sağduyum oldukça güçlü olmasına rağmen, hiç bir zaman aktif bir şekilde bu konularla ilgili herhangi bir fikrin
ivediyetli savunucusu da olmadım.
Bu konudaki bilinç düzeyini tartışmaya sonuna kadar açabileceğimiz bir düzlemde, en yüksek iradeli
davranışımı da WWF’nin türkçe sitesine bir şekilde üye olmuş olmak sayalım.
Belki yaşadığım ülkenin jenerasyonunun apolitikliğiyle, belki de tecrübelerimden kelli kişisel anlamda ilgi alanlarımın çok farklı yönlerde yeşermesiyle ilgili.
Pek çok sebebi olabilir elbet.

Evde giydim bu kürkü ben.
Kollarımdan kaydırdım üstüme oturdu.
Düğmeleri paslanmıştı.

Düşündüm sonra ben şimdi bu kürkü giymeye kalksam, yaklaşık 50 sene önce ölmüş bu hayvanlar.
Ebedi sonuç öldükleri ve bir kürk haline geldikleri yönünde.
Koysam poşetine geri, gardırobun en arkasına saklasam, bu gerçek değişmeyecek.
Kürk giyiyor olma olasılığının yalnızca kürk giymeyi savunma anlamına gelmesi, giyilmek için kürk üreten şirketlere çanak tutuyor olmuş olma duruşu ne kadar talihsiz.
Tam dediğimi yap, yaptığımı yapmalık bir durum.
Bir kuruş verip kürk almam kendime ve bunun pek çok sebebi olabilir.
Ama bu bahsi geçen kürkü giymek için kafamdaki soru işaretlerini rasyonalize etmek isteği belirdi bir anda içimde.
Bir anda kendi kendime küresel bir şekilde ısındım.

Diğer bir yandan, bu kürkü giysem de dışarı adım atamam ki, çok ağır bir hissiyat bu.
Taşıyamam, rahat edemem içinde.
Ama yine de birkaç kere bir kaçak gibi giydim ben bu kürkü.
Giydim ve Migros alışverişine gittim.
Bir kürkün hiç gitmek istemeyeceği yerlere götürdüm onu.
Pijamaların üstüne çektim, ekmek almaya çıktım sabahın 9′unda bir kaçak gibi.
Kendimi daha iyi hissettim.
Çöp atmaya giderken de yaptım bunu bir kere.
Oksimoron’ların kraliçesi yaptım onu.
Bir Aysel Gürel’lik kattım duruma, ancak böyle kendimi rahata erdirdim.
Yine de, kişileştirilmiş bir anım var bu kürkle, bana ailemden yadigar, bu yüzden kendime göre anlamlandırdım onu.
Ve onu nasıl ve nerede kullanacağım seçimini böyle değerlendirdim.
Böyle arada özgüvenin tavana vurduğu nadir bir an olursa, bir Margot Tenenbaum’luk* yapıp,
sigara içmeye çıkacağım dışarı diye hayaller bile kurdum.
Ne’yi düşünmek yerine, nasıl’ı düşünmek daha bir rahatlatıcı oluyor bazen.

Hayatta baş edilmesi ya da büyük bir tepkinin hedefi olmak durumda kalmış zor nesneler var bu gibi.
Nereye koysanız, nasıl anlamlandırırsanız anlamlandırın, iğreti durabiliyor.
Belki zaman her şeyi halleder.
Ben derim ki, durum böyleyse siz yine de denileni yapın; ama yapılanı yapmayın.”

15 Eki 2008 | 00:15.
Kategoriler: Ekoloji, Moda.

2 Yorum
Yorum yap veya Ping yolla

  1. alistair

    Öyle parlak ki! Gerçek bir kürkün tende yarattığı his öyle yumuşak ki! Dünyanın önde gelen moda tasarımcılarından “pırlanta” muamelesi görmesi boşuna değil, öyle alımlı ve öyle güzel ki! Nadirdir, çünkü doğa onu bir kere ve kendine özgü yaratmıştır. Değerlidir, çünkü karşılığında bir can alınmıştır. Onu sırtına geçirenler kendini güçlü ve güvende hisseder, çünkü o kürk atalarından genlerine geçen bir duyguyu, bilinçaltına ötelediği doğaya hakim olma duygusunu en ilkel biçimiyle okşamıştır. Deriyi örten ikinci bir deri, bir bilgisayar oyununda bir “can” daha kazanmak gibi.
    Aktivist hayvanseverlerin çığırtkan, saldırgan ve yoksul sesleri gülünesi bir eylem olmaktan öteye gitmezken kürkten vazgeçmeyen modacıların açıklamaları itibar görüyor, handiyse yeniden ve yeniden “moda” oluyor. Zira ne ulaşılan teknoloji ne de kumaş tasarımcıları o mucizevi dokuyu geçemiyor. Bir modacının bir kürke ekleyebileceği fazla bir şey yok, ama bir kürkün bir tasarıma ekleyeceği çok şey var. Bu yüzden vazgeçemiyorlar. Fakat en nihayetinde, bir canlının hayatı, diğer bir canlının hırs ve ihtiraslarından, estetik kaygılarından daha önemlidir. Bunu anlamak için bir hayvanın gözlerine bakmak yeter, bir ağaca dokunmak….

    Zeytinburnu sahil yolu üzerinde yüzlerce deri atolyesi ve sahil yolu üzerine dizilmiş onlarca deri dükkanı var. Komik kişiliksiz italyan özentisi isimlerle açılmış ışıltısı bol mağazalar. Tilkiler, kurtlar görürsünüz giderseniz, sıra sıra asılmış…

  2. Esra

    Ben kürk giymeyi seviyorum. Hava birazcık serinleyince hemen aklıma kürklerim geliyor. Bundan utanç da duymuyorum. Kürk giyenlerin acımasız, hayvan düşmanı ya da katil olarak etiketlendirilmesini de komik buluyorum. Son yıllarda kürk karşıtı bakış açısı popülerlik kazanarak hayvanların soyunun tükenmesini ya da dünyada çektikleri acıların baş sorumlusu olarak kürk kullanımını göstermeye başladı. Bu görüş hakim duruma geçtikçe de kürk giymek “politically incorrect” olarak algılanıyor.

    Öncelikle bu bakış açısının mantıklı olduğunu düşünmüyorum. Bugün hayvanların nesli tükeniyorsa bunun baş sorumlusu onların yaşam alanlarının yok edilmesidir. Bu durumda da kauçuktan, şeker kamışına, kahveden kakao yetiştirilmesine kadar onlarca endüstri büyük rol oynamaktadır. Eğer kürk nedeniyle hayvan nesilleri tükeniyor olsaydı dünyada vizon ya da tilki bulmak mümkün olmazdı.

    Konuyu hayvanların çektiği acılara getirmek daha mantıklı bir bakış olsa da sadece kürke yüklenmenin de haksızlık olduğunu düşünüyorum. Sevsek de sevmesek de insanoğlu hayvanları bir doğal kaynak olarak kullanıyor. Balık yemek ne kadar vahşetse kürk giymek de o kadar vahşettir. Türcülük yapılmasını (tavuk öldürmek caiz ama tilki öldürmek değil) ya da insan ihtiyaçlarının hiyerarşiye sokulmasını (yemek için öldürmek kabul edilebilir ama giyim için öldürmek edilemez)anlamsız buluyorum.

    Son olarak gelişmiş ülkelerde başlayıp tüm dünyaya yayılan kürk karşıtı fikirlerde ve oluşumlarda ölçü kaçtı. Elbette kürk giymeyi eleştirebilir ya da kınayabilirler ama kürk giyen birinin üstüne boya atılması otomobil kullanımına karşı olan birinin gördüğü arabaları parçalamasına benziyor. Bunun vandalizmden ve hatta terörizmden farkı yok.

“Bir ‘kürksel ısınma’ çelişkisi” adlı yazıya cevap verin.