Amerika’nın güneşi ve sahilleriyle ünlü şehri Miami, aralık ayında bambaşka bir yere dönüşüyor.
Hayır, mevsimin değiştiği falan yok; havalar biraz serinlemiş olsa bile Miamilinin üniforması hâlâ şort altına flip flop.
Asıl değişim, kültür-sanat alanında yaşanıyor.
Dünyaca ünlü tasarımcıların en yeni işlerinin sergilendiği ‘Design Miami’yi, yine dünyanın en önemli sanat etkinliklerinden Art Basel Miami Beach takip ediyor.
Art Miami’nin eski ‘havası’ kalmamış olsa bile, o da başlı başına bir sanat zirvesi.
Art Asia, Photo Miami, konserler, partiler derken Miami’de kültür-sanattan başka bir şey soluyamaz hale geliyorsunuz.
Bu hızlı tempodan şikayetçi miyiz?
Değiliz.
İlk iş, Design Miami’nin yolunu tutuyoruz.
Bu yıl henüz dördüncüsü düzenlenmesine rağmen tasarım dünyasında kendine önemli bir yer edinen fuara, aralarında Zaha Hadid’in de bulunduğu dünyaca ünlü isimleri temsil eden, 28 galeri katıldı.
Onur konuğu ise, Campana ‘biraderler’.
Yılın tasarımcıları ödülüne layık görülen Brezilyalı Fernando ve Humberto Campana, ‘basit’ materyallerle yaptıkları çarpıcı tasarımlarıyla biliniyor.
Geçtiğimiz yıl Haaz’ın konuğu olarak İstanbul’a gelen kardeşlerden Fernando, Türk tasarımına pek hâkim olmadığını itiraf ediyor ama Autoban’ın işlerinden çok etkilendiğini de eklemeden geçmiyor.
2.8 MİLYON DOLARLIK AVİZE
Design Miami’de bu yıl, ‘avizeler’ ön planda.
James Lethbridge, Julia Lohmann ve XYZ Design’ın çalışmaları hayli dikkat çekici.
Takı tasarımcısı Solange Azagury-Partridge’nin imzasını taşıyan avize ise başlı başına bir ‘mücevher’. Tamamı elmaslarla süslü.
“Bir avize küpe, pek tabii bir avizeye de dönüşebilir” fikrinden yola çıkmış ve satış fiyatı 2.8 milyon dolar olan bu devasa ’sanat eseri’ni yaratmış!
Bir diğer olağanüstü avize ise, Ross Lovegrove’un Swarovski Crystal Palace için yaptığı ‘Liquid Space’ enstelasyonuna ait.
Hareket eden kristaller, alüminyum masaların ve ışığın da etkisiyle ‘dünya dışı’ bir görüntü oluşturuyor. Swarovski’nin sahibi Nadja Swarovski, Lovegrove ile çalışmış olmaktan fazlasıyla memnun.
Markanın tasarımcılarla işbirliğine devam edeceğini söylüyor ve ekliyor:
“Onların vizyonu sayesinde, kristallerin tasarımda nasıl daha güzel kullanılabileceğini görüyoruz.
Modern ve yenilikçi duruşumuz için bu çok çok önemli.”
ŞEYH MACİT AL-SABAH’TAN TASARIM ATAĞI
Ortadoğu sanatı ve tasarımının yükselişinden bahsetmiştik.
Bu yıl Design Miami’ye ilk kez katılanlar arasında bir de Dubaili bir galeri var.
Gelecek ay açılacak olan Al Sabah Art&Design Collection, ilk sergisi için Miami’yi seçmiş; daha kuruluştan itibaren uluslararası tasarım platformunu hedeflemiş.
Galerinin sahibi ise, tanıdık bir isim.
Ortadoğu’nun Harvey Nichols’ı olarak bilinen Villa Moda zincirinin sahibi, Kuveyt şeyhi Macit El- Sabah.
Tom Ford’a, Arap erkekleri için özel dişdaşalar tasarlatan El-Sabah’ın moda kadar tasarım ve sanata da meraklı olduğu aşikâr.
DOĞU VE BATI BİR ARADA
Galeriye girdiğiniz anda, keskin bir tütsü kokusu çarpıyor yüzünüze.
Hemen kapının yanında duran sehpanın üzerinde hurma, kuruyemiş ve ince belli çay bardakları duruyor.
Dişdaşa giymiş bir genç, çay ikram ediyor.
El- Sabah, ‘Güzel anıları hatırlamamız için’ çay içmemizde ısrarcı.
Ve başlıyor galerisini anlatmaya:
“Burada Hollandalı Pieke Bergmans ve Bokja’nın tasarımlarını görüyorsunuz.
Bergmans, antika mobilyaların üzerine, camla çalışıyor.
Bokja ise Lübnanlı iki kadın tasarımcıdan oluşuyor.
Doğu Avrupa ve Ortadoğu ülkelerini gezerek topladıkları vintage kumaşlarla, mobilyalara yeni bir görünüm kazandırıyorlar.
Bu galeriyle yaptığımız, tam olarak Doğu ve Batı’yı bir araya getirmek.
Ortadoğu, Batılılar için hâlâ kapalı bir kutu.
Bizim de çok yetenekli sanatçılarımız ve tasarımcılarımız olduğunu göstermek istiyoruz.”
Merak edilen soruyu sormadan da ayrılmıyorum galeriden:
“İstanbul’a da bir Villa Moda açılacak mı?”
El- Sabah: “Evet, çok istiyoruz. Ama iyi bir lokasyon bulmamız şart.”




















Yorum Yok, Yorum yaz veya Ping yolla
“Miami günlüğü-II” adlı yazıya cevap verin.