Yoksa da olmalı; kuralları belirlenmeli…
Halkla ilişkiler şirketleri ve markalar, gazetecilere zaman zaman ürünler gönderir.
Bu örneklerin gönderilmesinin nedeni, ‘bunu yazın lütfen’ değil, ‘bakın böyle bir ürün var’ demek, dikkat çekmektir.
Gönderilen ürünle ilgili yazılıp çizilmesi, gazetecinin inisiyatifine kalmıştır.
Zaten bunu PR şirketleri ve markalar da iyi bilir, yanlış anlaşılacak, fiyatı yüksek şeyler göndermezler.
Veya biz öyle gördük, öyle öğrendik…
Peki acaba bloglar çıktı, mertlik bozuldu mu?
Niye diyeceksiniz..
Bloggerlar halka daha yakın, samimi görülüyor okurlar tarafından.
Markalar da hem blogları hem de bu WOM meselesini keşfetti nihayet.
Başta bu durum hoşuma gidiyordu ama son zamanlarda etik bulmadığım şeyler olmaya başladı.
Veya blogger’lıkla gazetecilik (veya gleneksel, ‘mainstream’ medya diyelim) arasındaki ‘kalın çizginin’ nerede çizildiğini anladım diyelim.
İsmini vermek istemediğim bazı markalardan Trendometre için bazı ajans ve markalardan çeşitli ‘advertorila’ teklifleri geliyor. (reklamdan bahsetmiyorum, ona ben karışmam.)
Ama x marka mesela, onunla ilgili bir post yazmamı istiyor.
Karşılığında da ürün gönderecekmiş!!!!
Katılmadım hiçbirine.
Bu, bir gazeteciye söylenecek şey değil ama ‘blogger kimliğime’ alenen teklif ediliyor böyle şeyler.
(şimdiye kadar Trendometre adına gönderilen ürünlerden sadece bir maskarayı yazdım.
O da ‘maskara gönderildi, bloglar da artık tanınıyor, ne iyi ediliyor’ gibi bir posttu)
Diğer taraftan, bazılarının bu bahsettiğim kampanyalara katıldıklarını görüyorum.
İyi ediyorlar; bunda da bir yanlış yok. Keyifleri bilir.
Ama ne zaman ki iş ‘Çok beğendim, baylıdım’ lara geliyor, işte o anda tepem atıyor.
Yani hediye verildi diye mi böyle methiyeler düzülüyor?
Yoksa önemsenmek mi size aşk mektuplarına benzer ‘advertorial’lar yazdıran???
Reklam alın, ürünü tanıtın ama kendi ağzınızdan abartmaya, insanları yanıltmaya ne gerek var?
Evet, ben de aynı zamanda blogger’ım ama etik ve objektif olmak gerekir;
bu inandırıcılığı ve saygınlığı da beraberinde getirir.
Blog etiğinden bir kastım buydu; copy-paste’çileri, başka blogların içerikleriyle yaşayan asalakları başka bir posta bırakıyorum.
Önemli not:
Trendometre’deki postların tümü, aynı gazetelerde olduğu gibi ‘özgür irade’yle yazılmaktadır.
Hiçbir etki, katkı veya teşvik, tabii ki de bulunmamaktadır.
Ayrıca sözüm meclisten dışarıdır.
Birçok blog yazarı, işini/hobisini kimi zaman birçok gazeteciden bile büyük bir ciddiyetle yapmaktadır.

2 Yorum
Yorum yap veya Ping yolla
Zeynep Tayalı
Sesini daha geniş kitlelere duyuran ve kaale alınan blog sahiplerinin üstüne düşen bir yazı… Gerçekten iletişim işinde olmayıp da blog yazan insanların bu işin etiğinden haberdar olması adına gerekli bir yazı.
Ben de etik mağduru olan bir blogcuyum. Doğrudan blog’umdan içerik alınarak başka bir blog’da yayınlandı. Esas kötü olan insanların etiği öğrenmeye dirençleri olması. Çünkü o zaman etiği baştan bilmediklerini kabul etmiş oluyorlar. Bu da o çok “yüksek” özgüvenlerini zedeliyor. Ben içine düştüğüm bu duruma blog’umda dikkat çektiğimde gerçek bir taciz yaşadım. İnanması güç ama doğru. Hatta o taciz mesajlarından birini de yorum olarak yayınladım ki saklayacak bir şeyim olmadığı görülsün. O zaman bile tacizler devam ediyor.
Neyse çok uzattım. Yazı için tekrar teşekkürler. Ben de esas işi iletişim olan bir blogcu olarak bu olanları hayretle takip ediyorum. Sevgiler.
21 Haz 2009 | 11:50
missred
Blog yazmaya başladığımdan beri bu benim için yapmam gereken işler listesinde başı çeken bir aktivite oldu. Hele ki bir de insanlar okumaya başlayıp, birilerinin seni her gün mutlaka takip ettiğini, post yazmadığın zaman sitem ettiklerini falan görünce gerçekten bu hayatımda ciddi bir iş haline geldi. Modayla ilgili blogların birbirinden çok farklı olması beklenemez aslında bazen aynı gün 4-5 blogda aynı haber yayınlanıyor ama yine de kaynak belirtmeden, hiç yorum katmadan yazılan postlar sanırım yeteri kadar ilgi de çekmiyordur ve bu yüzden gelip geçici olacaklarını düşünüyorum. Yalnız şunu da belirtmeliyim ki sadece blogdan bloga da olmuyor bu copy-paste’ler. Türkiye’de çok önemli bir moda dergisinin bir yazarı daha önce bir blogger’ın nerdeyse cümlelerinin birebir aynısını dergide kullanmıştı ve şaşırıp kalmıştık.
Bu hediye gönderme olayına gelince benim de bir aktivitem oldu blogda bir marka için yarışma düzenledim ama gönderenler “eğer isterseniz siz de kullandıktan sonra yorumlarınızı yazabilirsiniz” dediler ki yazmadım memnun kalmama rağmen. Ürünün yalakalığını yapıyor denmesin diye. Şimdi de başka bir marka yine banner koymam karşılığında bana ürünlerini gönderdi yine böyle hakkımızda yazı yazın diyen olmadı, olsa da inandırıcılığı olmadığını düşündüğüm için blogumda hiçbir amaç gütmeden çeşitli markaları övmeme rağmen bana ürün gönderen markalarla ilgili övgü dolu postlar yazmama taraftarıyım. Bloggerlar da umarım amatör ruhlarını kaybedip reklam olayına sarmazlar iyiden iyiye.
25 Haz 2009 | 14:32
“Blog etiği diye bir şey var mı?” adlı yazıya cevap verin.