Modayla ilgilenen birinin düşlerindeki meslek nedir sizce?
Yaratıcı biriyse, biraz da yetenekliyse öncelikle moda tasarımcısı olmayı hayal eder. Bunlardan nasibini almamışsa, moda dergilerinde çalışmayı ister.
Peki dünyanın en ünlü stilistiyle çalışma fikri kulağa nasıl geliyor?
Kostümleriyle ilgilendiği her film ve diziyle yepyeni moda trendleri yaratan, her yapımcının hayali Patricia Field’le çalışmaktan bahsediyorum.
Hiç fena olmazdı, değil mi?
Bir de yine ‘Pat Field’ imzalı Ugly Betty dizisinin kostüm departmanında görevli olduğunuzu hayal edin.
İşte Sanem Gök, aynen bu işi yapıyor.
27 yaşındaki Gök, Amerika’ya 19 yaşında gitmiş ve uluslararası ilişkiler eğitimi almış.
Şu anda New York’ta yaşıyor ve bir yandan da sosyal araştırmalar üzerine yüksek lisans yapıyor.
Field ile yolunun kesişmesi ise, bir moda blog’u sayesinde olmuş.
Ugly Betty dizisinin kostüm departmanında çalışacak stilist aranıyor’ ilanı üzerine allem edip kallem etmiş mülakata katılmaya hak kazanmış.
Birkaç görüşmeden sonra da işe başlamış. Ugly Betty dizisi şu anda yaz tatilinde.
Gök de bu süre zarfında Patricia Field’ın ofisinde çalışıyor.
Bundan sonraki projelerinde de onunla beraber olacak.
Peki ya Sex&The City’nin yeni filmi?
Sorumu yanıtsız bırakıyor Gök. Belli ki bu konuda konuşmama kararı alınmış.
- Hep hayalinde olan bir şey miydi Patricia Field ile çalışmak?
- Şimdiye kadarki bütün işlerini, herkes gibi beğeniyle takip ederdim zaten. Hatta modaya merak salmamın en önemli nedeni, Sex&The City’dir. Ugly Betty’yi de çekimleri New York’a alındıktan sonra izlemeye başlamıştım. Zaten Patricia Field da o sırada başlamış diziye. Kostümleri onun yaptığını bilmeden ama çok beğenerek takip ediyordum.
- Nasıl bir şey peki onunla çalışmak?
- Çok eğlenceli ve her saniye inanılmaz şeyler öğreniyorsun. Mesela tüm gün, ayrıntı olarak gördüğün bir şeyin peşinden koşuyorsun. Ama iş bittiğinde, o parçanın ne kadar önemli olduğunu görüyorsun. Pat’in moda konusundaki dehası tartışılmaz. Ama beni onunla tanıştıktan sonra en çok etkileyen şeyler inanılmaz zeki bir işkadını olması, zamanının bir adım ilerisinde yaşaması, açık fikirliliği, önyargısız yaklaşımı oldu.
- Bu işin gerekleri nedir peki?
- Bir kere tabii ki modayı çok iyi takip ediyor olmak lazım. İyi bir estetik göz ve pragmatik zeka da şart. Dolce&Gabbana’nın dört sezon önce yaptığı kaşkolun fotoğrafını on dakika, kendisini de bir gün içinde bulabilmelisiniz. Sabırlı olmak çok önemli. Bir de kişisel stiliniz olması. Stilinizi üç kuruşla da yaratabilirsiniz, tonlarca para döküp de. Çünkü kıyafetlerine harcadığın veya ‘harcamadığın’ paraya kimse bakmaz, New York’ta. Önemli olan sonuçtur.
- Türkiye’den oldukça farklı yani!
- Türk kadınları aslında modaya çok meraklı. Ama birbirinde olan şeye meraklı! Birinde olan şeyden giymezse, rahat edemez. O çantadan sende de olmazsa mutlu olmazsın. Ben de böyle büyüdüm İstanbul’da. Hepimiz Kızılay dağıtmış gibi giyinirdik. Burada ise sonsuz yaratıcı olabiliyorsun. Bunu, Pat’i keşfettikten sonra daha iyi anladım.
FİGÜRANLARI DA O GİYDİRİYOR
- Ugly Betty’nin kıyafetlerine nasıl karar veriliyor?
- Türkiye’deki gibi son dakikada, o hafta için çalışmıyoruz. Önceden yapılıyor her şey; arkasında ciddi bir çalışma var. Bir kere sadece Betty ve diğer ana karakterler değil, figüranlara kadar herkesin kostümü Pat’in elinden çıkıyor. 15 kişilik bir ekip var. Senaryo geldikten sonra her sahne için ayrı kıyafetler düşünülüyor, çiziliyor ve alışverişler başlıyor.
- Kafanızdaki şeyi bulamazsanız ne oluyor?
- Bulunmak zorunda. Yoksa, yaptırılıyor. Bu konuda hiçbir esneklik tanınmıyor. “O olmazsa şunu deneyelim” gibi bir düşünce yok. Çünkü bittiğinde gerçekten illa ki o parçanın olması gerektiğini anlıyorsun. Ben mesela kumaşçılar bölgesinde bütün bir gün boyunca bir çengelli iğne aradım. Veya cuma gecesi Saks Fifth Avenue’nun kapıları açılır, Jil Sander gömlek bulunur. Size herhangi bir gömlek gibi görünebilir; ama öyle değil işte.
- Mağazalar ve tasarımcılar da işinizi kolaylaştırıyor diye anlıyorum…
- Tabii ki. Bir kere tüm büyük mağazaların ‘Studio Services’ (stüdyo işleri) diye bir departmanı var. Biz gidip kıyafet seçmeyiz. Telefon açar, “Şunları istiyoruz,” deriz.
HİÇBİR ZAMAN ŞIK DEĞİL
- Betty’nin tarzını nasıl ifade ediyorsun?
- Deneysel! En önemli özelliği canlı renkler sevmesi ve kat kat giyinmesi. Orta halli, Latin kökenli bir ailenin kızı. Moda geçmişi yok. Fakat bir şekilde bu işe bulaşıyor ve ilgilenmeye başlıyor. Çok çabaladığı için de komik kıyafetler çıkıyor artaya. Hiçbir zaman ‘şık’ değil. ‘Betty yine şapşalca ne giydi acaba?’ diye bakıyorsun.
- Peki sen nasıl buluyorsun?
- Biraz Carrie Bradshaw gibi. İstediğini giyiyor, kuralları yıkıyor. Bence kadınların Betty’de hoşlandıkları, modayı kendini güçlendirmek için bir araç olarak kullanması. Carrie’de de gizli gizli bunu sevmiştik.
- Betty ile Patricia Field’ın stili ne kadar örtüşüyor?
- Aslında çok örtüşüyor. Çünkü Pat de hiçbir kuralı, sınırı tanımayan; hayal gücü çok geniş biri. Hatta Carrie’den daha çok Betty gibi. Çünkü dilediği her şeyi yapabiliyor. Betty çok masalsı; bir moda fantezisi… Bir de sudan çıkmış balık günleri artık geride kaldı. Çok eğlenmeye başladı. “İşin kuralı böyleyse kocaman topuklu giyer koca kemerler takarım. Ama topuklarıma kelebekler, kemerime de kalpler koyarım!” diyor.
- Betty’nin tarzını takip eden bir kitle de var elbette…
- Evet çünkü çok ilham veren bir dizi. Özellikle yaratıcı genç kızlar ve kadınlar bayılıyor. Bir de Betty’nin ‘geek chic’ (inek şıklığı) denen akıma etki ettiğini düşünüyorum. Orta sınıf bir aileden gelip zor imkanlarla giyindiği için halka da daha yakın geliyor. Dünyada, Betty gibi bir karakteri trendsetter’a çevirebilecek fazla insan olduğunu zannetmiyorum. İşte Pat’in dehasının bir başka kanıtı da bu!
Moda için sıfır beden olmaya gerek yok!
Sanem Gök, dizinin ve Betty karakterinin oluşturduğu trendleri şöyle sıralıyor:
Ne marka giydiğiniz değil, onu nasıl giydiğiniz önemlidir.
Akla hayale gelmeyecek kumaş ve desenler de karıştırılabilir.
Modayı hayatımızın bir parçası yapmak için sıfır beden olamamız gerekmiyor. Bu çok demode olmuş bir klişe. Asıl güzel olan kendin olmayı başarabilmektir.
Vintage Thierry Mugler’lar, unutulmuş Halston Betty’nin sayesinde geri döndü.
Vanessa Williams’ın oynadığı Wilhelmina Slater karakterinin giydiği Helen Yarmak markalı kürkler çok popüler oldu.
Dizide neler kullanılıyor?
Nanette Lepore, Victor&Rolf, Alexander McQueen, Marc Jacobs ve Betsey Johnson (Betty’nin pembe pofidik montunu kim unutabilir!) markaları olmazsa olmaz.
Vintage aşırı derecede kullanılıyor.
Vanessa Williams’ın mücevherleri genelde Verdura’dan alınıyor. Amanda karakterininkiler ise daha hesaplı olan Noir’dan.
Betty aşırı derecede vintage giyiyor; özellikle gömlekleri Oscar De La Renta veya YSL oluyor.
Yigal Azruel’in tasarımları olukça fazla kullanılıyor.






8 Yorum
Yorum yap veya Ping yolla
Siu
Çok eğlenceli bir yazı olmuş.. bir solukta bitti:)
22 Haz 2009 | 11:38
bisousbelle
harika bir söyleşi…”kızılay dağıtmış gibi…” lafını ilk defa duydum, çok iyimiş!
22 Haz 2009 | 13:07
ayşim
harikaa harika:)) darısı modayla ilgilenen bütün gençlerin başına, tabii çoook çalışmak lazımmm!!
22 Haz 2009 | 20:07
Ully
Yine insanın ufkunu açan harika bir haber, gurur duydum!
23 Haz 2009 | 20:32
fulya
Sanem Gok u tebrik ediyorum!
24 Haz 2009 | 18:00
seda
gene muhteşem bir haber!
7 Ağu 2009 | 10:39
“Ugly Betty setinde bir Türk kızı” adlı yazıya cevap verin.