Vampirlerin 21. yüzyıl popüler kültürüne saldırısı ani oldu. Epey hazırlıksız yakalandık.
Alacakaranlık kitaplarıyla önce genç kızları; film uyarlamasıyla da kadınları kaybettik.
Ama kan emiciler pek bunlarla yetinecek gibi görünmüyor.
Yeni kurbanları, yetişkinler.
En güçlü silahları ise True Blood.
Arkadaşlarım Twitter’da ‘Kendimi diziye o kadar kaptırdım ki, sokakta gördüğüm beyaz tenlilere belki vampir çıkarlar heyecanıyla daha dikkatli bakıyorum’ diye yazıyor.
İzleyenin de izlemeyenin de dilinde, True Blood.
Başarısının arkasında elbet vampir furyasına denk gelmesi, vampirlerden beslenmesi de yatıyor.
Ama asıl kahraman, Six Feet Under’ı da zamanında biz diziseverlere armağan etmiş olan, yapımcı Alan Ball.
İÇKİNİZ B NEGATİF Mİ OLSUN, AB Mİ?
Her şey Ball’un dişçisiyle olan randevusunu beklerken okuduğu Southern Vampire Mysteries kitapla başlıyor. Charlane Harris’in sekiz kitaplık serisi hem Ball’u, hem de Six Feet Under’ın başarısı üzerine kendisinden yeni bir proje bekleyen HBO kanalını tatmin ediyor.
Ve modern vampirlerin yetişkinler üzerindeki etkisi, 7 Eylül 2008 tarihinde başlıyor.
Dizinin ismi (Gerçek Kan) dibine kadar korku ve vahşet dolu bir senaryo çağrıştırıyor aslında.
Vampirin olduğu yerde her ikisi de mevcut elbet.
Ama True Blood ismini, bir içecekten alıyor.
Japon bilim adamlarının icat ettiği sentetik kan sayesinde vampirler insanları emmeyi bırakmış, topluma karışmışlar. Daha doğrusu karışmaya çalışıyorlar.
Çünkü vampirlerle beraber yaşamayı kabullenenler kadar, onları ‘öteki’ olarak gören, ‘kapalı görüşlü’ insanlar da var. Vampirler de kurdukları örgütlerle, sendikalarla haklarını aramaya çalışıyor.
Brad Pitt ve Angelina Jolie de vampir bebek evlat edinerek algıyı kırmaya çabalıyor mesela.
Şehirli vampirlerin hayatı daha kolay.
Dallas’taki lüks otel, tamamen onların hayat tarzına göre tasarlanmış. Panjurları gündüz kapanıyor, mini barda damak tadınına göre B negatif veya AB grubu True Blood bulunuyor.
Bu arada meraklısına bir not: True Blood gerçek kan etkisini daha çok vermesi için mikrodalgada ısıtılarak içiliyor.
BAŞROL OYUNCULARI NİŞANLANDI
Şehirli vampirler nispeten daha rahat yaşarken, hikâyemizin geçtiği Bon Temps kasabasında işler biraz daha karışık. Yavaş yavaş vampir karşıtları da beliriyor.
Fanatikler, vampir kanının ‘iyi kafa yaptığını anlayıp’ işi ticarete dökenler, taşranın huzurunu bozmaya yetiyor. Telepatik güçlere sahip Bon Temps’lı garson kız Sookie Stackhouse’ın çevresinde yaşanan olaylar ve 173 yaşındaki vampir sevgilisi Bill (Bill Crompton), dizinin ana konusu (Sookie’yi canlandıran Anna Paquin, bu rolüyle geçen yıl Altın Küre kazandı).
Ama zaman ilerledikçe fantastik yanın kan emicilerle sınırlı olmadığını görüyorsunuz.
Bu arada dizinin fanatiklerinin anlaştığı bir diğer nokta da, ilk üç bölüm bariyerinin aşılması şartı.
İlk başlarda anlamsız ve ‘vampir pornosu’ gibi gelen hikâye, yavaş yavaş oturuyor; karakterler geliştikçe heyecan artıyor. Vampirlerin doğası ve Alan Ball’un klişelerden uzak senaryosu, diziyi ‘her an her şey olabilir’ düşüncesiyle izlemenizi sağlıyor.
Gerilim hep üst seviyelerde, anlayacağınız.
Gerçek hayatta da beraber olan ve hatta geçen hafta nişanlanan vampir Bill ile Sookie’nin arasındaki çekim, dizinin erotizm seviyesinin zaman zaman tavan yapmasını sağlıyor.
Oyuncuların ortabatı Amerikancası biraz sinir bozucu olsa da, kulak yavaş yavaş alışıyor, izleyenlerin country müzik dağarcığı gelişiyor.
Bu arada Bill gibi, Şerif Eric gibi
vampirlerin çekiciliğine çok fazla kaptırmayıp zekâ ürünü esprileri de kaçırmamaya çalışmak gerekiyor.
GAY HAKLARI METAFORU MU?
True Blood’ın reel politiğe atıfı, en çok vampirlerin ‘ötekileşmesi’ problemiyle vuku buluyor.
Öteki kavramı, herkesin kendi gerçeğinde farklı algılanabiliyor tabii ki.
Ama dizinin Amerikalı hayranlarına göre Alan Ball’un metaforu, gay’lere ve gay haklarına işaret ediyor.
Hiçbir karakter net bir şekilde iyi yada kötü değil.
Hepsinin insanın veya ‘vampirin’ doğasından gelen hataları ve zayıflıkları var.
Hikâyenin böyle sıradan ‘yaratıklar’ ve sıradan mekânlar çevresinde gelişmesi de vampir fantezisiyle gerçeğin en iyi buluşmalarından birini sunuyor.
Bu nedenle ilk bölümü 1.4 milyon kişi tarafından izlenen True Blood’ın yayınlanan son bölümünü 4.3 milyon kişi izledi.
İlk sezonunun DVD’si, sadece ABD’de 1.2 milyon sattı.
Soundtrack’i de aynı oranda beğeniliyor, listeleri zorluyor.
Southern Vampire Mysteries kitap seti, yeniden en çok satanlar arasına yerleşti.
Serinin Gündüz Ölüsü ve Şehir Ölüsü kitapları yakın zamanda Türkçeye de çevrildi.
Gizem, korku ve erotizm dolu True Blood, yeniyetmelere de ‘Vampir hikâyesi dediğin böyle olur’ mesajını veriyor.
Bu mesaj kimi zaman yapımcı Alan Ball ve dizinin oyuncularınca dile de getiriliyor: “Twilight mı? Cinselliğin olmadığı vampir hikâyesi mi olurmuş? Edward Cullen da ne ki? O olsa olsa, vampirlerin Diet Cola’sı olur!”
True Blood içeceği yakında piyasaya çıkıyor
True Blood’ın başarısı, diziyle aynı ismi taşıyan içeceğin piyasaya sunulmasına da önayak oldu.
Alan Ball, önümüzdeki aylarda satışına başlanacak olan True Blood’ın ‘Cabernet, Avrupa kraliyet ailelerinin kanı, votka, Viagra, ecstacy ve portakal suyu’ ihtiva ettiğine dair şakalar yapsa da, True Blood aslında gazlı bir kan portakalı içeceği. Alkol içermiyor.
Şişesi, etiketi dizidekinin aynı.
True Blood’ın tadımına katılan New York Post editörleri haklı olarak içeceğin ismini iğrenç bulmuşlar.
Çok şekerli olmayan tadını ise çok beğenmişler.
Votka ile karıştırılarak içilmesini bile öneriyorlar.








5 Yorum
Yorum yap veya Ping yolla
Melis
Nasıl bir diziyse.. Bayıldım diyemem ama takıldım bırakamıyorum!
12 Ağu 2009 | 19:44
eylül
dizi gercektenne oldugunuzu anlamadan sizi kendine baglıyor…tavsiye ederim.kaçırmayınnnn
24 Ağu 2009 | 17:11
ÇAĞLA
çok güzel bir roman şuan onu okuyorum.
28 Eyl 2009 | 11:37
EsRa
arkadaslar True Blood hanqi qanalda..? ben kitaplarını bitirdim…
22 Tem 2010 | 13:23
meriç
Bence dizi mükemmel ilk sezon 1-2 bölüm ilk etapta sarmamıstı ama daha sonra insanı bianda içine alıyor sankı dizi. Şimdiye kadar yayınlanan tüm sezonlarını izledim ve defalarca basa dönup tekrar izliyorum ve suanda kitaplarınıda okuyorum gercekten cok güzel dizide Bill ve Sookie nin aşkının anlatımı beni cok etkıledı herkese tavsıye ederım mutlaka izleyin..
27 Oca 2011 | 19:04
“Nedir bu True Blood meselesi?” adlı yazıya cevap verin.